KENDİNİ DERİN SULARIN ORTASINDA BULMAK
Her şey birdenbire oldu diyor ya şair. Öyle yani. Yeni düzene alışmaya çalışırken, yeni kararlara, yeni yollara her durakta bir nefes alman gerekiyor sanki. Geriye bakmak bir nebze. Geleceğe göz kırpmak. Anlamak ve yorumlamak. Her güneşle birlikte kararlarının arkasında durmak ve karar verebilme, düşünebilme yetisini sana verdiği için Allah'a şükrü bir kere daha borç bilmek.
Pandemi sürecine dönüp baktığımızda koskaca 6 ayı geride bırakmışız. Koskoca 6 ay. Devamı olan ay'ları söylemiyorum bile. Demekki diğer aylarımız, yıllarımız da böyle geçti, bitti. Ancak bu dönem kadar hiç bir dönemi belkide saymadık, sıralamadık, takvime dökmedik hiç. Aklımıza estiğinde lise'yi, üniversiteyi ve bolca çocukluğumuzu andık ama bu kadar irdelemedik ay'ları. Çünkü diğer 6 ay'lar, yılların, mevsimlerin içinde kayboldu gitti. Sorgulamadık ve zorlamadık. Ama alıştık, öyle böyle alıştık. Düzene değil belki düzensizliğe. Olur'a değil olmayana. Eylül'de açılan okullara, sabah erkenden gidilen işlere, her sabah köşeden alınan sandviçe alıştırdığımız gibi kendimizi ve düzenimizi, şimdide tüm bu düzenin tersine alıştıdık.
Tüm bu günlük hayat rutini içerisinde, aslında yazmak istediklerim buradan bağlanmaya zorlasa da yazımı, tam olarak bunlar değil anlatacaklarım. Zaten illlaki hepimizi düşünüyoruz yukarıdakileri. Yazacağım küçük bir hikaye ve kendi adıma ilginçlikler silsilesi. Çehov'dan esintiler ve durum öyküsü aslında.
20 Eylül 2020- Pazar
Dün hava tüm diğer 3 aya göre soğuktu ve evet dedim Sonbahar tamamı ile geldi, heyt be yaşasın. Sonra karşı yakaya geçmem gerekti öğleden sonra. Gidiş hızlı olsun diye mümkün olan en kısa yolu tercih ettim ama gönlüm tercih etmediklerimde, hep içimin gittiğinde, vapurda. Velhasıl akşam üzeri iş bu ya nasip oldu ve bindim. Uzun zaman sonra soğuk, karanlık bir günde dışarı oturdum ve sanki böyle bir okyanusun ortasında, sessizliğin hüküm sürdüğü gri gök ile gri denizin yarışırcasına birbirinden renk kaptığı bir anda kalakaldım sanki. İlk defa sanki bu kadar sessizdi İstanbul, deniz. Sanki bir film şeridine atılmışsında 20 dakika sonra bitecekmiş gibi. Evde elektrik gidince, evi bir sessizliğin kaplaması gibi. Bu hissi ve hissizliği anlatamam size. Bir öğrencinin evden ilk ayrılışında ve gittiği ilk şehirde yağmurla beraber soğukluğu hissetmesi gibi, başka bir ülkeye, şehire gittiğinde (haftalık bazda bile olsa) akşamında tuhaf ve ıssız hissetmen gibi. Biraz yurdunu aramak gibi, biraz kendini bulmak gibi birazda bir yere kavuşma hasreti gibi. Evine, ülkene, bir yere yani. Sonra insan olarak kendini bilme yetisinde olduğuna inancın, sınırlarının, doğrularının, kabul edemediğin, sindiremediğin her türlü şeyi yok sayarak, seni sen yapan değerleri yanında götürmenin huzuru ve dönecek her daim bir yerin olması gerçeği ve daha bir çoğu...
Hafta başında bulduğum aşağıdaki görsel tam da buna gönderme imiş, bilemedim...

Yorumlar
Yorum Gönder