BOŞLUĞUN TEKRARI
Boşluk hissi...
Rüzgar'da, bir saksı bitkisi yaprağının, geceye ve yağmura meydan okuyarak salınışı.
Serinlik, serinliğin getirdiği anlam aramaları.
Kendin, varlık çabaları.
Tüm bu dördü birleşip, aynı anda üzerinize gelebilir. Güzelim bu yağmura karışan ezan sesleri, uzaklardan gelen telefon konuşmaları, çokça İstanbul. Tam bu havalarda eski İstanbul sokakları. Uzadıkça uzayan yollar, yolların kenarlarına sıra sıra dizilmiş anılarınız, her bir adımınızda arkanızda bıraktığınız anılarınız. Geriye dönüp, kulak kesilmeye vaktiniz var. Ama yol almak istiyorsunuz, arkanızda bıraktıklarınızı, bir sonraki adımınızdakilere fısıldamak istiyorsunuz. Yolu boşa harcamak istemiyorsunuz, görüp geçmek, üstünkörü bakmak istemiyorsunuz. Birebir her bir adımınızı , taşını hissederek yaşamak ve hayata dahil olmak istiyorsunuz. Bildiğiniz şeyleri çift dikiş yapıyorsunuz, bilmediklerinize kafa sallıyorsunuz.
Sonra yolun üzerindeki evlerde ışıklar yanıyor. Akşama karışmış ışıklar. Arkasındakileri, hayatları merak ediyorsunuz. Hayatların hikayelerini. Yol bazen bir tren penceresinden geçip giden evlere denk geliyor, bazen 130 km/saat hızla geçen sn'lik misafirliklere, bazen de durup uzun uzun bakacağın, yaya bir pencere önü çiçeğine. Ama hepsinde bir çift gözün tanık olduğu bir şeye dönüşüyor. Zaman kavramından çok uzak, bir çift gözün gördüğü sonsuz bir anıya. Tüm bu derin sessizlik içerisinde en sevdiğiniz ve zamanında bir arkadaşınızın anısında , ne de güzel yakışmış bu sözler buraya dediğiniz bir şarkı başlıyor. Saksıdaki çiçek, rüzgarla beraber salınmaya devam ediyor ve şarkıya dahil oluyor. Gecenin tam başında, bir yerlerde yine bir boşluk hissi oluşuyor. Yukarıdaki paragrafları tekrardan yazdıracak bir boşluk.
Yorumlar
Yorum Gönder