Ağrı Dağı Efsanesi
sabah kursa gittiğimde, hayatımda çok derin bir yere sahip olan “hasret”i (seyyan hanım) çalmaya niyetlenmiştik. oldu da. hatta hoca önden tümünü bir çalmaya başlamış ve bitirmiş ancak biz rüyamızdan ancak uyanmışız. öyle güzel ve hülyalıydı. bunun ardından ramazan boyunca istanbul camilerini turlamaya her senenin sözü olarak devam etmişim ve kendimi cerrahpaşa camii’nde bulmuşum. az bir cemaatle de olsa yine de ümitvar olmak kıymetli. sonra yola koyulmuş, soğuk bir istanbul gününde, az yolculu bir otobüs ile yola devam etmişim. yazıya adını veren oyuna gitmişim. bu zamana kadar izlediğim oyunlar arasında açık ara en iyisiydi. konusu, işlenişi, dekoru, sesleri ve güzel atıyla… bir ara oyuna da dalmışım, çoktandır gitmek istediğim ağrı dağı etekleri gelmiş gözümün önüne kavalın sesiyle. sonra ramazan’ın o güzel telaşı sarmış ve iftara yetişmeye koyulmuşum oyunculara alkışı da eksik etmeden. sonra gelmişim iftardan sonra en sevdiğim tatlıyı yapmışım, nuh ve yusuf peygamberlerin kıssalarını anmışız. yeni kitaplar gelmiş. ve daha niceleri… Allah’ım bize nefes, dirayet ve hissetme duygusu verdiğin her ana şükürler olsun.

Yorumlar
Yorum Gönder