Pandora'nın Kutusu
bugün öyle güzel bir film izledim ki... içimizdekilerin dökülmesi gibiydi adı. sonra tekrar anladığım gibi bana uymayan yerin ne kadar sevsem de İstanbul olmadığını ve anladığım gibi dağların olduğunu... babaannemin dizini, anneannemin seslenişini ve hepsini.
bugünlerde teknolojinin gelişmesi iletişim anlamında insanların hiçbir işine yaramamış bence. çabasını verdiğimiz ve cebimizde taşıdığımız telefonla kimseyi aramaz, aransak açmaz olmuşuz. kendimizin çok uzaklarına taşımız bizi bu yüzyıl. çok uzağına. asli ve asıl sevmeyi unutmuşuz. sıcacık bir ekmeğin derdini çoktan bitirmişiz, kendimizin olmayan her şeye kafayı takmışız ve kafayı takmak da ne kelime el divan durmuşuz. sahil boylarına özenmişiz ve ama denizine değil, cakasına. yüksek katlı binalarla övünme hastalığına tutulmuşuz ama gökyüzüne bakmak aklımıza dahi gelmemiş.
daha o kadar yazılacak çok şey var ki. tüm bu şiarların zıddında insanlarla, bir köy kursak, bir kasaba. her birimiz, birbirimizi tanısa. berber amca tanısa, gel otur bir çay iç dese. tohumcu haftaya ödersin borcu dese. dedeler yardıma çağırsa, gece de olsa, yağmur çamur da olsa gitsek. sabahına mis gibi uyansak. komşu köyleri karış karış bilsek, köy düğünleri tek eğlencemiz olsa, karşılıklı oyunlar oynasak ve daha niceleri.

Yorumlar
Yorum Gönder