Nem Değildir O! Olsa Olsa...
hayat şiirlerden oluşsaydı benim için, bir tanesi de İsmet Özel'in aşağıdaki güzel satırları olurdu. her dinleyişte "göğsüme göğsüme vurup" durur. özellikle kimi zaman dünyanın halini, insanın fıtratını, kendi içimde, içimizde yaşananları bir daha düşündükçe aklımın almadığı çoğu durumda ansızın önüme bu cümleler çıkar.
nem değildir o, olsa olsa ne bileyim işte gözlerinde büyüyen dünyadır. çok şey anlatır, o yüzden nem değildir sadece ama nemi bile içine hapsedecek kadar derin bir şeydir. hala bir yerlerde izi kalır. nem değildir sadece o, gözleri, yaralamayı sevmeyen, dünyanın acısını gören ve incitmeye kıyamayacak olan bir çift sahipsiz namluya dönüşmüştür. tanıyana yakın gelir, tanımayana ise koskaca bir çift boşluk. tanıyana anlamlı bir ifade, tanımayana üstten bir bakış. hepsi bu.
ama önüne atılmak da kendi elimizde, kaçabildiğimiz kadar kaçmakta. biraz cesaret işi özünde. hayattaki çoğu şey gibi cesaret işi.
"hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
gözlerim nemli değil.
gözlerim namlu. ""
Aynı Adam ;
"tozludur saçlarım, saçlarımdan
devrilmiş sarayların dumanları savrulur
yüzüm yanıktır
yüreğime bir karanfil sokuludur
ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
benim göğsüme göğsüme vurup durur.
ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
bahar da sürgülenir içime katranlar da
hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
beni sular
kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
umutlu sakinlikleri
lohusalıklarıyla.
ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
kökten dallara yürüyen sular gibi
yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
torna tezgahlarında demir.
yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
kanla dolar pazuları tarladakinin
hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.
aynı adam ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş
portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
anladım neden yorgunluk
gülümserlik getiriyor insana
hayatın bana başat
bana avrat oluşunu öğrendim
işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
on beşinde bir arkadaş
inancını savunurken yargıca
anladı bulana durula akmakta olan şeyi.
yürüyorum
azarlanıyorum fışkıran başaklarla
iki bomba gibi taşıyorum koltuğumda ki bir çift somunu
hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
gözlerim nemli değil.
gözlerim namlu. "

Yorumlar
Yorum Gönder